Bireyler doğumları itibariyle soru sormaya yatkındır ve merak duygusuyla doludurlar. Ancak büyüdükçe soru sorma daha azalır. Bunun sebebi de hem ailede hem de okulda bireye sunulan cevaplardır. Bireye “çok saçma, bunu mu anlamadın, ne kadar gereksiz bir soru” gibi sorular yönelterek bireyin soru sorma isteği körelebiliyor. Bu da bireyin özgüvenini yitirmesine neden oluyor. Bu süreçte bireyi soru sormaya teşvik etmek çok önemlidir. Sorduğu soruya insanların önyargıları ve davranışlarıyla birey daha çok çekingen davranır ancak  soru sormayarak aradığı cevabı bulamayıp çekingenliği daha da artacaktır. Soru sorarak daha fazla deneyim kazanıp kendini daha iyi ifade edebilen bireyler haline gelirler ancak buradaki görev biraz da öğretmene de düşüyor. Öğretmen elinden geldiğince çocuklara soru sordurmalı ve buna teşvik etmelidir. Soruların ne kadar önemli olduğunu öğrenciye yansıtıp buna teşvik etmelidirler. Soru sorduklarında sorduğu soruyla alakalı yargılanma düşüncesinin olmayacağı güvenli bir ortam oluşturmalıdır. Öğrenci soru sormadığı için o dersi veya konuyu anlayamaz. Aslında bildiği ve yapabileceği konuyu ya da soruyu ‘acaba yanlış mı’ ya da ‘yanlış cevap verirsem arkadaşlarının ya da öğretmeninin vereceği tepkiden’ dolayı sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Bu şekilde ilerleyerek daha çok sosyal hayatında ve derslerde geri planda kalabilme ihtimali çok yüksektir. Burada öğretmenlerin yapabileceği şey ise öğrencinin cevaplarına değil daha çok sorduğu sorulara odaklanmaktır. Alanında iyi olan insanların bile bilmediği ve sorduğu şeylerin olduğu düşüncesini bireylere aktarmamız gerekir. Soru soran öğrencilere sorduğu sorular için teşekkür edip onu insanların içinde tebrik edebilir.  Albert Einstein’ da dediği gibi “Bir insanın zekası verdiği cevaplardan değil soracağı sorulardan anlaşılır.”

Elmas ÇEVİK
Rehber Öğretmen